Havana Savunması

Puro içiyorum. Puroyu seviyorum. Evet, “Küba” içiyorum. Küba’yı içiyorum. Çok az paraya çalışan ama zaten o kâğıt ve nikel parçalarına ihtiyaç duymayan, fabrikada klasik eserleri dinleyerek puro saran insanların elinden içiyorum hem de. Puronun baldırda sarıldığı yalandır. Yalnızca resim tablolarında gerçektir. Kimilerine göre çok erotik gelse de beni iğrendirir zaten terli baldırda sarılan puroları düşünmek. Öte yandan tırnakları tütünden sararmış kadınların ya da bıyıklı adamların elinde sarılır aslında purolar. Hiç iğrenmem ben. Özgürlük kokar o eller.

Puroya çok para veriyorum. Kaliteli bir ölüm sağlıyorum kendime. Sigaradan çok daha az zararı olması, sırf tütün olduğundan sigara kâğıdındaki ve filtrelerdeki zararlı maddelerin olmaması, ağız tadı olduğundan ciğere çekilmemesi gülümsetiyor beni. Yine de beni toprağa yakınlaştırdığını biliyorum. “Cigar no “healty” alternative to cigarettes.” yazıyor kutularında bazen. “Smoking kills.” hangi tütün olursa olsun, biliyorum.

Yirmi ay olmuş puroya başlayalı, yaşım da yirmi şimdi. Türkiye’de çokça satılan, Nikaragua tütünlerinin burada sarılması ile piyasaya sürülen dandik “CHE” purolarının her çeşidini içtim. “Hop” diye Küba purosuna başlamadım yani. Artık sıklıkla “Küba” içiyorum ama. İçerken kaliteli Dominik ve Nikaragua’ları da atlamıyorum tabi.  Kimi zaman da geçmişe saygı duruşu olsun diye bir tane alıp yaktığım ve yarısına kadar içebildiğim oluyor “CHE” leri. Geçmişe saygı iyidir, geçmişe özlem olmasından ziyade.

Bu yüzde yüz Kübalı tütün yapraklarını çoğunlukla evde içiyorum. Sevmeyen sevmiyor bu mereti, hele kokusu sevmeyeni çok rahatsız ediyor. Saygı duyuyorum. Soruyorum “Rahatsız ediyor mu?” diye. Ediyorsa uzakta içiyorum. Açık havada zevki başka türlü, ne yapacaksın? Hava olsun diye içtiğimi sanan da vardır. Saygı duymuyorum. Purolarımı severken görenler böyle düşünmüyor zaten. Evet, seviyorum onları. İnternette, puro hakkında yazılmış kimi yazılarda da geçtiği gibi ben “Cuban Cigar Lover” ım. Ne yapalım? Küba purolarının o kendine has tadı bir Dominik ya da Nikaragua purosunda yok ki.

Komünizme çok kafa yormayan biriyim. Seviyorum Fidel’i. Birçokları neredeyse sırf karizması için Che’yi severken ben Fidel’i seviyorum. Söylemleri duygulandırıyor beni. “Devrimci Kemal Atatürk, bizim esin kaynağımız oldu. 1919’da Anadolu’dan emperyalistleri atmak için, Bandırma gemisiyle Samsun’a çıktı. Büyük bir zafer kazandı. Biz de tam 40 yıl sonra, ülkemizden faşistleri kovmak için Granma gemisiyle Havana’ya çıktık. Biz de zaferle kucaklaştık. Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk’ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanun’la kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın.” diyor Fidel. Henüz görmediğim ama görmek istediğim Atatürk büstünü düşünüyorum, Havana’daki. Küba’da heykeli olan tek devlet adamı, bizimkisi. Metin Yurdanur yapmış, Türkiye’de de Fidel Castro’ya bir tane dikilmiş. Bunda politika aramıyorum, aramak istemiyorum. Büstün altında yazan önemli; “Paz en el pais, paz en el mundo.”

Bu yazıyı yazarken de yarısına gelinmiş bir Cohiba Corona Especiale eşlik ediyor bana. Cohiba; Fidel’in de favorisi. Çay, kahve, espresso, viski, rakı… Birçok içecekle üfledim bu dumanı. Şimdi buzlu çayla içiyorum. Güzel gidiyor. Kola ile de güzel gittiğini okuyorum puro yorumlarında. Sevmiyorum kolayı. Neyle yapıldığını bilmediğimiz bu merete artık şeker de koymuyorlar “zero” yeniliğiyle. Üç kuruşa imal ettiklerinden eminim artık.

Mango, greyfurt, elma gibi aptal aptal meyve aromaları olmuyor has purolarda. Aromalar, ruhlarında (!) gizli. “Maduro” lar ayrı tabi. Onlar, aromalı olarak geçebilir. “Maduro”, İspanyolca bir kelime. “Olgun” demek. İyi puro, kötü kokan purodur. O kötü koku bana mis kokuyor.

Emperyalizme, ayrıcalığa belki de zenginliğe karşı çıkan bir ülkenin ürünü, zenginliğin simgesi olmuş. “İroni…” diyorum. “Dünya hali işte…” diyorum. Bitmek üzere purom. Etikete yaklaşmışız. Puroyu etiketi ile içmek de gösteriş değil. Etiketi varsa çıkarılmamalı. Parmağınız terlerse puroyu ıslatmasın. Etiket onun giysisi. Puroya sarı siyah çok yakışıyor. Kırmızı çok yakışıyor. Puro, Küba’ya çok yakışıyor.

Dudak, gırtlak kanseri olmayı bekleyerek içmeye devam edeceğim bu mereti. İyi puro, “bok” gibi kokan purodur, evet. Belki “bok” gibi param olursa kimse demesin; “Parası var, Küba purosu içiyor.” diye. Ben şimdiden, oradan buradan kısarak “Küba” tellendiriyorum. Kendimce bir özgürlük meşalesi yakıyorum gökyüzüne. Ben Ali Kerem Gülermen, yirmi yaşındayım ve on sekiz aydır ruhuma “Küba” çekiyorum.

Ali Kerem Gülermen

Mayıs, 2010

Bir Cevap Yazın